fbpx
Yanlış
Doğru
Yanıltıcı

Sonuç

  • Erdoğan konuşmasında bölgesel barıştan söz ederek hem İsrail’in hem de Filistin’in güvenliğinin sağlanması ve yan yana iki devlet olarak yaşayabilmelerinin önemine değiniyor.
  • İddia videosunda Filistin hakkındaki cümleler kesilmiş.

İddia Yayılımı

Erdoğan, 2004 başında hem Türkiye’nin demokratik dönüşümünü anlatmak hem de Orta Doğu’daki bölgesel politikaları ve işbirliği vizyonunu paylaşmak için akademik bir platform olarak Harvard’a davet edildi.

Burada Orta Doğu’da demokrasi sürecinden, Irak’ın bölünmesinden ve küresel demokraside Türkiye’nin rolünden bahsettiği uzun bir konuşması olmuştu.

Üstünden yıllar geçmişken bu konuşmasındaki bazı kesitler sosyal medyada dolaşımda. Bu kesitleri öncesi ve sonrasına bakarak inceledik.

Kanıt

Erdoğan: İsrail devletinin yaşama hakkını kimsenin tehdit etmesine Türkiye razı olmayacaktır

Sosyal medyadaki videonun ilk kesitinde Erdoğan’ın İsrail devletinin yaşama hakkı ile ilgili sözleri. Konuşmanın ilgili bölümünü tamamen dinlediğimizde, bu sözlerin, bölgede iç siyasette demokratikleşme adımlarının teşvik edilmesi ve dış güvenlik koşullarının da bu sürece destek sağlaması gerektiği bağlamından sonra söylendiği anlaşılmaktadır. Bu çerçevede Arap-İsrail uyuşmazlığının çözüm yoluna sokulmasının bölgede güvenliğin sağlanması için önemli bir unsur olduğundan bahseden Erdoğan, Türkiye’den musevi ve Arap dostu olarak bahsederek iddiadaki sözlerine geçiyor:

“İsrail devletinin yaşama hakkını kimsenin tehdit etmesine Türkiye razı olmayacaktır. Aynı şekilde Filistin devletinin de tanınmış ve güvenli sınırlar içerisinde İsrail devleti ile yan yana yaşaması ve bir Filistin devleti olarak halkının güvenlik ve refahı noktasında da Türkiye aynı hassasiyeti gösterecektir.”

Erdoğan bu anlaşmazlığın çözülmesi gerektiğini ABD’nin bunu sağlayabilecek yegane güç olduğunu vurguluyor.

Yani iddiada kullanılan kesitte Erdoğan’ın tek taraflı bir şekilde İsrail’i savunduğu anlaşılabilir. Ancak dönemin başbakanı olarak, bölgesel güvenlik için İsrail ve Filistin devletlerinin her ikisi için de güvenlik hassasiyetinin korunması ve değer verilmesi üzerinde durmuş.

Türkiye ABD’nin Irak’ta başarılı olmasını samimiyetle arzu etmektedir çok yönlü destek de olmaktadır

Bilindiği üzere ABD 2003 yılında İngiltere başta olmak üzere bazı müttefikleriyle “Koalisyon Güçleri” oluşturdu. 20 Mart 2003’te “Irak Seferi” adıyla kara, hava ve deniz operasyonları başladı.

ABD, 2003 yılında Irak’a müdahalede bulunurken, en önemli gerekçelerinden biri olarak Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları (KİS) geliştirdiğini ve bu silahların terörist grupların eline geçebileceğini öne sürmüştür. Ancak savaşın ardından yapılan kapsamlı denetimler ve incelemeler, bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını ortaya koymuştur.

Duelfer Raporu’na göre, Saddam Hüseyin’in yönetimi altında Irak, 1991 Körfez Savaşı sonrasında kimyasal silah üretim programlarını tamamen durdurmuş ve bu silahları imha etmiştir. Rapor, Irak’ın 1991’den sonra aktif bir kimyasal silah üretim programına sahip olmadığını ve bu tür silahların üretimi için gerekli altyapının da bulunmadığını ortaya koymuştur.

Saddam sonrası Irak, yönetim boşluğu ve etnik/dini gerilimler nedeniyle istikrarsız bir döneme girmişti. ABD, Irak’ta geçici yönetim kurmuş ve ülkede demokratik seçimler yoluyla yeni yönetim oluşturmayı planlıyordu.

Harvard konuşmasında bölgesel güvenliğin çevre ülkelerin barışı ile sağlanabileceği üzerinde duran Erdoğan’ın konuşmasında İsrail-Filistin’den sonra Irak geliyor. Irak’ta ülkenin toprak bütünlüğü ve ulusal birliği korunmuş bir zeminde toplumsal uzlaşıya dayanan bir demokrasinin inşası gerekmektedir, dedikten sonra iddia kesitinde yer alan sözleri sarf eder:

“Türkiye ABD’nin Irak’ta başarılı olmasını samimiyetle arzu etmektedir çok yönlü destek de olmaktadır.”

Erdoğan’ın konuşmasında ulusal birlik ve toprak bütünlüğü gibi çarpıcı anahtar kelimeler öne çıkarken, ABD’nin hem İsrail-Filistin bölgesi hem de Irak konusunda önemli bir rol oynadığı vurgulanıyor. Keza Irak’a müdahale edildiği dönemde stratejik işbirliği ve diplomatik denge çerçevesinde yürütüldü.

Bu dönemde, Türkiye’de Irak Savaşı’na doğrudan katılma fikri kamuoyunda büyük tepki almıştı. Parlamento, ABD’nin Irak operasyonu için Türkiye topraklarını kullanma talebini reddetti.

Belli bir oranda bu tür toprağı verebiliriz

Erdoğan konuşmasının ardından soruları kabul ederken gelen bir soru üzerine “Biliyorsunuz şu anda %36’sı Kıbrıs’ın KKTC’nin yaşam alanı. Belli bir oranda bu tür toprağı verebiliriz. Tabii biz garantör olarak tavsiye ederiz KKTC bu yaklaşımı gösterir. Buranın çözüme kavuşturulması onlardan çok çok daha önemlidir.” açıklamasını yaptı.

Erdoğan’ın bu konuşmasından 3 ay kadar sonra, 24 Nisan 2004’te, Kıbrıs’ta Annan Planı referandumu gerçekleşti. Bu yüzden Erdoğan’ın Harvard’daki mesajları -özellikle Kıbrıs’ta çözümden yana “evet”e işaret eden açıklamaları- referandum sürecinde Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin tutumunu uluslararası kamuoyuna anlatan bir ön zemin oluşturmuştu.

KKTC’nin %64,9 “evet” dediği ancak GKRY’nin %75,4 “hayır” oyu verdiği referandumundaki toprak düzenlemelerine göre KKTC’nin kontrol ettiği alan %36’dan yaklaşık %28–29’a düşecekti. Maraş (Varoşa) ve bazı köyler Rumlara iade edilecekti.

Bu sonuca itiraz et

Etiketler

  • Recep Tayyip Erdoğan

İlginizi Çekebilecek Doğrulamalar

İlginizi Çekebilecek Doğrulamalar